Skip to content

Mahal Aura projesi, zamanla mikro-kültürel hafıza mekanına dönüşmüş, yereldeki iki kültür alanını odağına alıyor. Yontulara, oyuncaklara, enstrüman yapımına ve resim üretimlerine ev sahipliği yapmış olan bolca alet edevat içeren İzmir’in Güzelyalı semtindeki merhum mimar Ahmet Bilgin ve Manisa’nın Kavaklıdere kasabasındaki marangoz Tokdil Musa Ersoy’a ait atölyeleri, görsel sanatçılara ve müzisyenlere üretim alanı olarak sunan proje; zamanla güçlenen mekânın aurasının, sanatsal üretim süreçlerine etkisine dikkat çekmek istiyor. Farklı disiplinlerden sanatçıların buluştuğu sergide Adem Toprak, Berna Dolmacı, Hanife Buğurcu, İlyas Hayta, Kemal Begtaş, Tamer Ersoy, Tayfun Bilgin, Volkan İncüvez ve Zekiye Buğurcu üretimleriyle yer alırken serginin küratörlüğünü Rahmi Öğdül üstleniyor.

Mahal Aura; zamanın yıkıcı etkisine rağmen kuytu köşelerde varlığını sürdüren, kişisel olan ile toplumsal olanı, geçmiş ile şimdiyi birbirine bağlayan, kültürel üretimlerin, bedensel izlerin, nesnelerin, anıların barındığı hafıza mekânlarının izni süren, sanatçıları bu tür mikro-kültürel üretim mekânlarıyla buluşturarak nesnelere hapsolmuş geçmiş ile temas kurmalarını ve geçmiş deneyimlerle ilişkiye geçerek şimdi ve burada üretimlerini yapmalarını teşvik eden, bir üretim ve sergileme platformudur.

Varoluş anlamındaki ‘kevn’ sözcüğünden kökenlenen mekân, bir şeyin varlık haline geldiği, varlığını sürdürdüğü, üretirken kendisini de üretip dönüştürdüğü yer demek. John Berger’in belirttiği gibi, “bizden önemli sonuçları gizleyen artık zamandan çok mekândır”. [1] Geçmiş asla geçmez; geçmişin deneyimleri akan zamana rağmen mekânların içinde birikir ve keşfedilmeyi bekler. Beden de bir mekândır: “Beden kendisini mekân içinde üretirken mekânı da üretir… her beden bir mekândır ve mekâna sahiptir[2] (Henri Lefebvre). Mahal Aura; görsel, fiziksel ve işitsel mekânlar üreten mekânlar olarak sanatçıları, içlerinde geçmişin kişisel ve toplumsal kuvvetlerinin biriktiği hafıza mekânlarıyla buluşturarak, bir mekân olarak sanatçının kendi bedeninde de edimselleşmeyi bekleyen gizil kuvvetleri açığa çıkarmasını sağlayacak ortamlar yaratır.

Mahal Aura; nesnelerin içinde hapsolmuş, karşılaşmadığımız sürece nesnelerde sonsuza kadar hapis kalacak hafızayı hapsedildiği yerden kurtaracak karşılaşmalar, buluşmalar yaratarak kolektif toplumsal hafızaya katkıda bulunur. “Aslında hayatımızın her saati, tıpkı kimi halk efsanelerindeki ölülerin ruhları gibi, ölür ölmez somut bir nesnenin içine gizlenerek onda vücut bulur. Oraya hapsolur ve biz o nesneye rastlamazsak, temelli orada hapis kalır. Biz nesne aracılığıyla onu tanır, çağırırız, o zaman kurtulur[3] (Marcel Proust).

[1] Edward W. Soja, Postmodern Coğrafyalar, Sel yayıncılık, 2017

[2] Henri Lefebvre, Mekanın Üretimi, İstanbul, Sel Yayıncılık, 2014

[3] Marcel Proust, Marcel Proust, Ankara, Doğu Batı Yayınları, 2006

EKİP